<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9" ?>
<rss version="2.0">
<channel>
	<title>Müzik Haber</title>
	<description></description>
	<link>http://karakelam.com/kelam/index.php</link>
	<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 12:11:32 +0300</pubDate>
	<ttl>120</ttl>
	<item>
		<title>Kendini Ateşe Atan Serçe</title>
		<link>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=4540</link>
		<description><![CDATA[<b>Edith Piaf, unutulmaz sesiyle hiçbir zaman mutlu olamayacağına inanmış yılların efsanevî Fransız şarkıcısı, diğer bir deyişle &#8216;Kaldırım Serçesi&#8217;. &#8220;Aşksız ne yapabilirim ne de şarkı söyleyebilirim.&#8221; diyen sanatçının üvey kız kardeşi Simone Bertaut tarafından kaleme alınan yaşam öyküsü Kaldırım Serçesi, Agora Kitaplığı&#8217;ndan yeniden yayımlandı.<br />Bu kapsamlı biyografide, Piaf&#8217;ın, &#8220;Sen benim belleğimsin, dikkat et bunun için. Hiçbir şeyi unutma.&#8221; dediği Simone&#8217;un gözünden şarkıcının iç burkan dünyasını okuyoruz. Orijinali 1969 yılında çıkan ve Türkiye&#8217;deki ilk baskısı 1975 yılında E Yayınları&#8217;nca yapılan kitap, hüznün, hastalıkların, skandal evliliklerin ve bağımlılıkların pençesinden kurtulamayan şarkıcının hayatını ilk elden anlatıyor. Kitabın sayfalarını çevirdikçe derin bir hüznün yanında, acının kavurduğu bir hayat çıkıyor karşımıza. Aslında çoğumuz aşinayızdır onun sesine; kimi zaman Beyoğlu&#8217;nda gezerken eşlik etmiştir bize, kimi zaman unutulmaz filmlerde (Er Ryan&#8217;ı Kurtarmak&#8217;ta örneğin). Yıllar öncesine dönelim; ilk olarak 1983 yılında Başar Sabuncu, tiyatro perdesine taşımıştı &#8216;Kaldırım Serçesi&#8217;nin hayatını. Ne var ki tiyatro, salon sorunu yüzünden perdelerini kapatmak zorunda kalmış, bereket 1990 yılında Engin Cezzar&#8217;ın rejisiyle televizyona aktarılmıştı Piaf&#8217;ın hayat hikayesi. <br /><br />&#8216;Kaldırım Serçesi&#8217;, 1915&#8217;te sokak lambasının altında, kendi öyküsü gibi katran karası bir yolun kenarında dünyaya gelir. Annesi Maillard, Almanlar tarafından kurşuna dizilen genç bir İngiliz kadın casusun (Edith Cavell) anısına, ona bu adı verir. Fakat kısa bir süre sonra Edith&#8217;in, &#8220;nüfus kütüğüne kayıtlı bir anneden başka bir şey olmayan&#8221; diye tanımladığı annesi, kızını iş bahanesiyle büyükannesine bırakıp terk eder. Kötü şartlarda büyüyen Edith&#8217;i babası büyükannesinin yanına bırakır. Henüz 4 yaşındayken menenjit hastalığına yakalanan küçük kız kör olur. Edith&#8217;in âmâlığı zamanla kendiliğinden geçer. (Ama yıllar sonra hayatının her safhasında yüreğinde taşıdığı kızı bu hastalığın pençesinden kurtarılamayacaktır.) Küçük Edith, babası ile pek çok yer dolaşır. Para kazanmak için pek de nezih olmayan mekânlarda şarkı söylemeye başlar. Kitabın yazarı Simone bu yıllarda, on üç yaşındayken tanışır üvey ablası Edith&#8217;le. Bu tanışma, onun hayatını hepten değiştirir. Fabrika işçiliğini bırakır, ablasıyla birlikte sokaklarda şarkı söyleyerek akrobatlık yapar. Simone, şarkıcının adım adım yükselişinin en büyük tanığı olur ve yıllarca yanından ayrılmaz. Kitapta, Simone&#8217;un kıskançlıkları, ablasına kızgınlıkları, Edith&#8217;in hükümranlığı, hemen hemen her sayfada karşımıza çıkıyor. <br /><br />Sevmek neye yarar? <br /><br />Çalıştığı kabarenin sahibi Leplée, bir gün Edith&#8217;e, Giovanna olan soyadını değiştirmeyi önerir ve ona, &#8220;Sanırım buldum adınızı: Piaf.&#8221; der. Afişler hazırlanır: &#8220;Gerny&#8217;s&#8217;te sokaktan sahneye çıkan kaldırım serçesi, küçük Piaf.&#8221; Edith, önce bu isme pek alışamasa da kardeşine, &#8220;Biliyor musun Momone; Küçük Piaf pek de kötü gelmiyor kulağa. Sanırım, Piaf adının kişiliği var. Küçük bir serçe tatlı şey. Ötüp durur. Şendir, ilkbahardır, biziz işte, ne yani! Aptal değil bu adam...&#8221; der. Sokaklar Piaf için bir konservatuar, yalnızlığında da sığındığı yer olur. <br /><br />Piaf&#8217;ın tüm dünyada tanınması 1946 yılında sözlerini kendi yazdığı &#8216;La Vie En Rose&#8217; isimli şarkıyla gerçekleşir. Ancak bu yükseliş, önce kızı Marcelle, sevgilileri Louis Leplée, Marcelle Cerdan ve daha pek çok ismin etkisiyle uyuşturucu ve alkole saplanmış, içten içe kendini yıkmaya başlamıştır. Buna rağmen hep aşktan dem vurmaktan da vazgeçmez Edith, &#8220;Aşk neye yarar?/ Aşk anlatılmaz/ Öylesine bir şeydir/ Bilinmeyen yerden gelir/ Ve birden kavrar insanı/ Sevmek neye yarar?&#8221; Kitapta, Piaf&#8217;ın &#8216;Pembe Hayat&#8217;tan &#8216;Mavi Şarkı&#8217;ya, &#8216;Eski Askerler&#8217;den &#8216;Bir Günlük Âşıklar&#8217;a milyonları etkileyen parçalarının nasıl doğduğunu, oynadığı filmlerin öyküsünü buluyoruz. <br /><br />İlerleyen yıllarda yorulmuştur Piaf; konserlerde ayakta duramaz haldedir; ama vazgeçmez. Ülke ülke dolaşır, sesini tüm dünyaya duyurmak ister. Hayatının son günlerini kendinden 20 yaş küçük yeni kocası Theo Sarapo&#8217;yla beraber Fransa&#8217;nın güneyinde geçirir. Cenazesi Fransa&#8217;nın dört bir yanından akın eden yüz binlerce kişinin katılımıyla Paris&#8217;in gördüğü en görkemli törenlerden biri olur. Kaldırım Serçesi, ardında 200&#8217;ü aşkın şarkı, Fransız müziğine kazandırdığı Yves Montand, Charles Aznavour, Gilbert Becaud, Georges Moustaki gibi isimler ve binlerce frank tutarında borç bırakır. Simone, kitabın sonunda &#8220;Edith ölmedi, turneye çıktı, bir gün dönecek.&#8221; diyor. Attila İlhan da Piaf&#8217;ın ölümü için, &#8220;Gerçekte, kıyısından köşesinden bizim de tanıdığımız eski bir Fransa&#8217;nın ölmesi demekti.&#8221; diye yazmıştı. Piaf, kuşkusuz, önceki kuşaklar için böyle anlamlar taşıyordu. Ama sesi bugünün kuşaklarının kulaklarında da yıllar yılı çınlayacak. Kaldırım Serçesi, kâh aşkı kâh hüznü söyleyerek uçmaya devam edecek<br /></b>]]></description>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2009 14:16:15 +0300</pubDate>
		<guid>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=4540</guid>
	</item>
	<item>
		<title><![CDATA[Vale &#8221;yaprak Dökümü&#8221; Video Klip Mtv&#8217;de Yayında!]]></title>
		<link>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=4295</link>
		<description><![CDATA[<div align='center'><img src="http://img25.imageshack.us/img25/8205/vale225x300.jpg" border="0" class="linked-image" /></div><br /><br /><b><div align='center'>&#8220;Selamlar Melankolia Ailesi<br /><br />&#8220;Yaprak Dökümü&#8221; isimli şarkıma yapmış olduğumuz ilk klip çalışmasını sizlere ulaştırmamda büyük yardımları olan<br />Kolera ve Sagopa Kajmer&#8217;e ve Klip üzerinde emeği geçen Cemre İnanç&#8217;a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.<br />Bekleyen arkadaşların şu anda &#8220;oleyy!&#8221; seslerini duyar gibiyim.Umarım beklediğinize değmiştir.<br /><br />Saygı ve Sevgi ile&#8230;<br /><br />VALE&#8221;</div></b><br /><br /><div align='center'><b>İzlemek İçin;<a href="http://www.karakelam.com/kelam/se_redirect.php?url=http://www.mtv.com.tr/mplay/detail.aspx?ClipId=7517" target="_blank">Tıklayınız...</a></b></div><br /><br /><div align='center'><b>Melankolia Müzik<br /></b></div><div align='center'></div>]]></description>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2009 17:06:00 +0300</pubDate>
		<guid>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=4295</guid>
	</item>
	<item>
		<title><![CDATA[Sagopa Kajmer-''ateşten Gömlek''video Klip Yayinda!]]></title>
		<link>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=4273</link>
		<description><![CDATA[<div align='center'><img src="http://img43.imageshack.us/img43/3995/sagopakajmer190x300.jpg" border="0" class="linked-image" /></div><br /><br /><div align='center'><img src="http://img43.imageshack.us/img43/9287/86846033.jpg" border="0" class="linked-image" /></div><br /><br /><br />Sagopa Kajmer&#8217;in Şarkı Koleksiyoncusu adlı son albümünün ilk video klibi &#8221;Ateşten Gömlek&#8221; 26 Mayıs'da ilk kez 00:00-00:30 saatleri arasında Mtv&#8217;de  5+Tr programından hemen önce izlemiştik!<br /><br />Tarık Sönmez&#8217;in yönetmenliğini yaptığı &#8221;Ateşten Gömlek&#8221; video klibini ayrıca cuma günü Ntv &#8221;Gece gündüz&#8221; adlı programda da izleyebilirsiniz.<br /><br />Melankolia Müzik<br /><br />İzlemek İçin;<a href="http://www.karakelam.com/kelam/se_redirect.php?url=http://www.mtv.com.tr/mplay/detail.aspx?ClipId=7514" target="_blank">Tıklayınız...</a>]]></description>
		<pubDate>Wed, 27 May 2009 18:01:33 +0300</pubDate>
		<guid>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=4273</guid>
	</item>
	<item>
		<title><![CDATA[Manga'dan Şehr-i Hüzün'e "vay Anasını"]]></title>
		<link>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=4218</link>
		<description><![CDATA[<!--fonto:Verdana--><span style="font-family:Verdana"><!--/fonto--><b>Manga, yeni albümünü &#8220;İstanbullular önünden geçtiği tarihî çeşmeyi görmüyor. Biz ise hâlâ &#8216;Vay anasını!&#8217; diyoruz.&#8221; şeklinde özetliyor.</b><br /><br /><!--fontc--></span><!--/fontc--><!--fonto:Verdana--><span style="font-family:Verdana"><!--/fonto-->Dört yıldan fazla süren hasret sona erdi ve Manga, Şehr-i Hüzün&#8217;den, İstanbul&#8217;dan çıkageldi. Gündoğumu&#8217;yla başlatıp Günbatımı&#8217;yla sonlandırdığı yeni albümü hayata denk düşen Manga, kendi çizgisini ne kadar üste taşıdığını gösteriyor. Ömer Hayyam, Karacaoğlan, Tuluyhan Uğurlu ve Cartel Grubu&#8217;ndan Alper Ağa&#8217;yı konuk eden grubun anlattığı Doğulu masallara kulak ve gönül kesilmek gerek!<br /> <br /><b> -Yeni albüm bize Manga&#8217;nın dört yıldan fazla süren suskunluğunda fazlaca piştiğini gösteriyor. Peki, siz bu zaman aralığında kendinizde nelerin değiştiğini fark ettiniz?</b><br /> <br /> Ferman Akgül: Hayat değişikliği, şehir değişikliği, yaşın büyümesi, 25 yaşından 30 yaşına geçen süreç&#8230; Bunların hepsinin toplanması ister istemez hayata bakışta farklılığı beraberinde getirdi. Ankara&#8217;dan İstanbul&#8217;a gelip İstanbul&#8217;u yeniden tadan çocuklar gibi hissetmenin yanında; buranın hüznünü alıp biraz titiz davranınca ortaya bu çıktı.<br /> <br /> Yağmur Sarıgül: İstanbul&#8217;un çok büyük etkisi oldu üzerimizde. Şehr-i Hüzün aslında İstanbul&#8217;u ifade ediyor.<br /> <br /> Özgür Can Öney: İstanbul kozmopolit bir şehir. Bunun herkes farkında zaten.<br /> <br /><b> -Ama siz İstanbul&#8217;u o kozmopolitlikten sıyırıp kendinize bir alan açmışsınız. İstanbul duygusal tarihi de olan bir şehir. İnsan kendince bir &#8216;duygusöküm&#8217; yapabilir gibi geliyor. Siz de bunu İstanbul&#8217;u Doğulu şehir olarak okuyarak yapmaya çalışıyorsunuz.</b><br /> <br /> F.A: Biz ufak tefek şeylere çok takılıyoruz. Neden bu insanlar Boğaz Köprüsü&#8217;nden geçerken etrafa bakmıyor, önünden geçtiği 400 yıllık çeşmeyi göremiyor? Biz hâlâ &#8216;Vay anasını!&#8217; diyoruz. Ama bu şehirde bunu söyleyen çok az kişi kalmış.<br /> <br /> Y.S: Biz bu şaşırma duygusunu kullandık bu albümde. İstanbul&#8217;a geldiğimizde çok şaşırdık ve heyecan duyduk. Bu çok önemli bir şey. İnsanların daha önceden görüp de bugün hatırlamadıklarını çok samimi biçimde anlattık.<br /> <br /><b> -Doğunun lügatiyle konuşursak, tecessüs, hayatı ve ona dair anlamları fark ediş duygusundan geliyor. Bu şehre merakla bakan gözler o kadar azaldı ki, İstanbul&#8217;un ruhuna dokunulmayı beklemesi de belki o yüzden. Siz bu albümde hayata da dokunma çabasındasınız. </b><br /> <br /> Ö.C.Ö: Üç şey var: Karacaoğlan, Ömer Hayyam ve &#8216;Hayat Bu İşte&#8217;deki nakarat: &#8220;Yaşamak için bir sebep ararken ölmek için bulursun.&#8221; Sonuçta 700 yıldır anlamını kaybetmeyen sözler var bu topraklarda. Hayatın ne kadar basit ve göz önünde olduğu ortada; ama modern çağda onu bu kadar karmaşık hâle getiren biziz.<br /> <br /> F.A: Öleceğiz. Bunu bilmek çok önemli. Herkes bunun farkında değil. Kafamıza takmamız gerekenleri değil, takmamamız gerekenleri takıyoruz. Havadan bir nefes çekiyorsak tamam; ama asıl olan, unutturulmaya çalışılan şeyleri unutmamak.<br /> <br /><b> &#8211;Belki iddialı bir laf; ama siz kendi nasibinizce hayatınızın esrarının peşindesiniz gibi&#8230;</b><br /> <br /> Y.S: Aslında yola çıkış noktasında, şarkılarda içe dönük bir durum söz konusu. Başta öyle gözüküyor ama birden, tekten bütüne yayılıyor gibi düşünüyorum ben. Bizden çıkan ama hepimize dokunan şeyleri söyledik galiba.<br /> <br /><b> &#8211;Bir adım daha atarsak, hepimize dokunan ama dokunmasından korktuğumuz şeyleri&#8230; Dünyanın Sonuna Doğmuşum&#8217;da büyüsünü kaybetmiş dünyanın eleştirisini yapıyorsunuz. Böyle bir dünyada bize dokunmasından korktuğumuz şeylerden biri de ölüm. Ama siz bunları konuşalım diyorsunuz. Bu dünyanın diliyle sorarsam; bunlar için 30 yaş erken değil mi?</b><br /> <br /> Ö.C.Ö: Ama çok hızlı gelişiyor her şey. O kadar çabuk büyümek, olgunlaşmak zorunda kalıyorsunuz ki! Esas bunları düşünmüyorsanız bir problem var.<br /> <br /><b> -Elektronik ve modern bir müzikle bu bahsettiğiniz dünyayı anlatabilmek zor değil midir?</b><br /> <br /> Y.S: Elektronik müziğin yanı sıra geleneksel sazlarımızdan da faydalanmamız bir denge ve tatlı bir tezat yaratıyor. İstanbul da öyle değil mi? En Batı&#8217;ya dönük şehrimiz. Bir taraftan da göç aldığı için çok karmaşık bir yapısı var. İnsanlar bu karmaşaya ayak uydurma çabasında. İstanbul&#8217;un sesi nasıl olmalı diye düşünürsek elektronik müzik de, bir taksim de, bir ezan sesi de, rap müzik de duyarsınız.<br /> <br /><b> -Siz tezadı diyalektiğe dönüştürmüşsünüz.</b><br /> <br /> Ö.C.Ö: Düşünsenize Topkapı Sarayı&#8217;nın önünden tramvay geçiyor. İşte biz buna şaşırıyoruz. 600 yıllık tarihî bir yapının tepesinden uçak geçiyor. 10 bin yıllık şehir deniliyor. Oradan tünel geçecek, ama 10 bin yıl önce orada ekmek yapan bir adamın el aletleri çıkacak belki! Biz kendiliğinden çıkan şeyi yorumluyoruz.<br /> <br /> Y.S: Rock grubuyuz diye sınırlarımız yok. Mesela, bir yerde oturduğumuzda Ferman bir tambur taksimi albümü aldığını söylüyor. Benim peder zaten neyzen. Kulak bir taraftan, oradan dolmuş. Ama en temelde bizi etkileyen her şeyi kucaklayabilecek kadar cesuruz.<br /> <br /><b> -Albümün sonunda, müziklediğiniz hayran mesajlarından birinde diyor ki: &#8220;Bize kendimiz olmayı öğrettiniz.&#8221; Dinleyici de bir yol arıyor aslında. Dinlediği grubun hayata bakışından da bir şeyler çıkarmaya çalışıyor. Ancak şöyle bir dilemma da yok mu; Türkiye&#8217;deki gruplar ya yaptığı müziği temsil edemiyor ya da kendi derinliğini müziğine yansıtamıyor.</b><br /> <br /> Ö.C.Ö: Sanatla kişiliğin birebir uymadığını daha çok gördüm ben.<br /> <br /> Y.S: Bizden mi bahsediyorsun? (Gülüşmeler) Bir şey yaptık ama neler yaptığımızın farkında değiliz! Bir insanı kurtaramazsınız. O insan kurtulmaya hazırsa, onu ateşleyebilirsiniz. Çünkü kendi içinde bir arayışı başlatmıştır. İçinde alevlenen şeyler belki de bizim müziğimizle körükleniyordur. Kişide başlıyor olay.<br /> <br /><b> -O hâlde müzik, bir arayışa aracılık etmek anlamına geliyor. Peki, Manga bu albümle mi kendi yolunun farkına vardı?</b><br /> <br /> Y.S: İlk albümde bazı şeyleri el yordamıyla arayıp buluyorduk gibi geliyor. Bu albümde birçok şarkıda nokta atışı yapabildik. İlk albümde bir şeyler vardı; ama anlatabildiğimiz kadarını koyduk ortaya. Bu albümde gerçek hislerimizden bahsetmeyi başardık. Ne anlatmak istediğimizi biliyorduk. Bunun üzerine çıkabilecek miyiz diye düşünüyorum bazen.<br /> <br /><b> -Albüm bize masallar anlatıyor. Doğulu olması bu yüzden belki. Bize ait; ama farkında olmadığımız masallar. Bu nedenle de cesur değil mi?</b><br /> <br /> F.A: Bize masallar çok anlatıldı. Hâlâ da anlatılıyor. İlginç bir tespit yaptınız. Siz masallar deyince aklım gözünü kapamaya gitti. Masallarla uyutulmak... Görüyoruz ki o masalların hiçbiri gerçekleşmiyor.<br /> <br /> Y.S: Klasik masallarda bir alt metin vardır ya! Oradan alacağın çok şey vardır. Benim hoşuma gitti o yüzden, bu gözleminiz. O masalsılık özellikle müzikal yapıda ağırlığını hissettiriyor. Sözsüz, enstrümantal geçişlerde; mesela &#8216;Şehr-i Hüzün&#8217;de biraz da Binbir Gece Masalları hissi var. Albümü bitirdikten sonra, başka bir kulakla dinlediğimde onu ben de hissettim. O masalsılık, şehrin sokak aralarındaki hikâyeler ve hüzün var gerçekten.<br /> <br /><b> -Kendinizi fazla dışarı vurduğunuzu, hâlinizi fazla ifşa ettiğinizi düşünüyor musunuz?</b><br /> <br /> Y.S: Tamamen değil; ama çoğunlukla evet. Albüm Gündoğumu&#8217;yla başlayıp Günbatımı&#8217;yla bitiyor. Bütün bir günü anlatıyor gibi bu albüm. O yüzden Günbatımı&#8217;yla final yapıyoruz. Yani dediğiniz o senfonik, hikâyesel anlatım... Görsellik kafamızda hep vardır. La minör tonunda bir şarkı yapacağım diye anlatmaktansa; kafamda bir adam var, bir gece vakti kulübenin içinde uyanıyor, mecazi anlamda çırılçıplak yolculuğa çıkıyor dolunayın altında. Üryan gelmiş ve üryan gidecek bir insan. Onu anlatırken, herkesin kafasında farklı bir görsellik oluşacaktır; ama o kurgu, albümdeki bütünlüğe yaramış.<br /> <br /><b> -Albüm Gündoğumu isimli parçayla başlıyor, Günbatımı&#8217;yla bitiyor. Başlangıç ve son... Doğum ve ölüm&#8230; Ortasında kalan ise yani bütün şarkılar, hayata denk düşüyor.</b><br /> <br /> F.A: Bize öbür röportajlar için kopya veriyorsunuz.<br /> <br /> Ö.C.Ö: Giriş ve gelişmeden çok, sonuçtan memnunum ben. Alışırım Gözlerimi Kapamaya da öyle bir şarkı.<br /> <br /><b> -O şarkıda çok ciddi bir umut beklentisi var.</b><br /> <br /> F.A: Bunu Tuluyhan abi (Uğurlu) de söyledi. İlginç&#8230; &#8216;Siz dramdan umuda ulaşıyorsunuz, ben ulaşamıyorum&#8217; dedi. Bize çok öyle gelmiyor. O şarkı umutsuzluğumuzu anlatıyor.<br /> <br /><b> -O umudu bekliyorsunuz. Bunun için de bedel ödemeye hazır olduğunuzu söylüyorsunuz.</b><br /> <br /> Y.S: Şarkının finalinde, belirli yerlerde kullandığımız düzenleme hareketleri birleşiyor, en yüksek seviyesine ulaşıyor, düşüyor ve piyano son kez şarkının temasını açıyor. Ama buna rağmen kırık akorla bitiyor ve çözülmüyor. Basması gereken son notaya basmıyor. O notaya bassa bitecek belki, ama o basılmayan nota, umudu ifade ediyor. Şarkı, do minör. &#8216;Do-mi-sol-do&#8217; yapınca bitmesi gerekiyor. Çözmeyecek miyiz dediler. Çözmeyelim dedim.<br /> <br /> Ö.C.Ö: Farkında değildim. Çok güzel olmuş bu. İhsan Oktay Anar&#8217;ın Suskunlar&#8217;ını okumuşsunuzdur. Orada İbrahim Dede, her ney taksiminde bir hata yapıyor. &#8216;Hata benim imzamdır&#8217; diyor. Bilerek hata yapıyor. Daha sonra şeytanı çağıracak. Onu çağıracağı için de hata yapmıyor. Mükemmel çalıyor neyi. Bu sefer de kusursuzluğu tek kusur olarak ortaya çıkıyor. Bu kadar felsefi açılımlar&#8230; Evet, böyle bir albüm yaptık. (Gülüşmeler)<br /> <br /><b> -Dünyaya geç geldiğinizi mi düşünüyorsunuz?</b><br /> <br /> Ö.C.Ö: &#8216;Dünyanın Sonuna Doğmuşum&#8217; lafı da oradan çıktı. Maldivler&#8217;de tsunaminin ortasında kalsaydık ya da 10 yıl önce Bosna&#8217;da olsaydık kendi kıyametimizi yaşayacaktık. Dörtnala mahşere gidiyoruz.<br /> <br /> Y.S: Belki de tüm bunların olması gerekiyor. Zümrüdüanka muhabbetindeki gibi çivisinin çıkması gerekiyor belki. Dünyanın küllerinden daha yüce, daha üstün bir bilinç seviyesine ulaşabilmesi için maddesel değerleri tamamen tüketmemiz gerekiyor. &#8216;Keşke olmasaydı&#8217; demek havada kalan bir laf. Geçmişe gitseniz, hiç konuşmamanız gereken bir adamla konuştuğunuzda, belki kelebek etkisiyle insanlık tarihini baştan aşağıya etkileyebilirsiniz. Yakınmaktan vazgeçip biraz da gidişatın bir yere varacağını beklemeli. Tasavvufta gidişatın hep iyiye doğru olduğuna inanılır. Belki de daha iyiye vesile olacak bu yaşananlar.<!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><div align='left'><i>Kaynak: Aksiyon Dergisi</i><br /> </div>]]></description>
		<pubDate>Tue, 05 May 2009 02:41:42 +0300</pubDate>
		<guid>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=4218</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Geleceğin Müziği</title>
		<link>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=3813</link>
		<description><![CDATA[<b> Geleceğin müziği <br /> <br />Enstrüman yapımcıları, geometrik cisimlerin hareket ettirilmesiyle ses üreten bir sintisayzır geliştirdi. <br /><br />Deneyselliğe düşkünlüğü ile tanınan İzlandalı şarkıcı Björk sahnede "Declare Independence" adlı parçasını seslendiriyor. Parçanın altyapısına keskin dissonanslarla bölünen sert, uyumsuz vuruşlar gömülü. California'daki Coachella festivalinin izleyicileri kendinden geçiyor. <br /><br />Gösterinin yıldızı Björk, ama bir yıldız daha var sahnede.<br /><br />Müziği üreten enstrüman. Duvardaki ekranlara yakın plan görüntüsü yansıyor: Masa büyüklüğünde, mavi parlayan, dairevi bir cam levha. Bir müzisyen, oyun planını andıran yüzeyin üzerine eğilmiş, küçük nesneleri hareket ettiriyor: Dörtgenler, diskler, zarlar... Nesnelerin arasında elektronik vuruşların ritmine uygun olarak parlak şimşekler çakıyor, dalgalar kabarıyor, eşmerkezli desenler beliriyor. <br /><br />Bu alışılmadık cihazın adı "ReacTable". Günümüz sintisayzırlarının fütüristik bir versiyonu. Barcelona'daki Pompeu Fabra Üniversitesi Music Technology Group bünyesinde faaliyet gösteren dijital enstrümanlar tasarım grubu tarafından geliştirildi. Müzikal oyun masası aslında Björk'ün konserinde kullanıldığı şekliyle "solo" değil grup enstrümanı olarak düşünülmüş: Birden fazla icracı masa üzerindeki nesneleri hareket ettirerek ve çevirerek karmaşık ve dinamik ses yapıları oluşturulabiliyor. <br /><br />ReacTable, eski sintisayzırların temel çalışma prensibine dayanıyor. Elektromanyetik sinüs dalgaları ses dalgalarına dönüştürülüp duyulur hâle getiriliyor. Titreşimlerin modülasyonu, örneğin genleşmeleri veya sıkışmaları ile ses yüksekliği, rengi ve şiddeti değiştiriliyor. Birden fazla sinüs dalgasının üst üste binmesiyle flüt ya da piyano sesi üretilebiliyor. Öte yandan, klasik sintisayzırlarda her çıkış dalgası tuşa basılarak oluşturulurken, ReacTable'de daha bu aşamada bile karmaşık bir süreç işliyor: Masanın altındaki bir kamera saydam diskin üzerindeki her hareketi kaydediyor ve bu bilgileri ses üreten yazılıma aktarıyor. Diskin üzerindeki her nesne ses üretiminde farklı bir işlev üstleniyor. Kamera basık bir dikdörtgenin varlığını kaydedince yazılım bir sesle tepki veriyor örneğin. <br /><br />Dikdörtgenin çevrilmesi frekansı, dolayısıyla ses frekansını değiştiriyor. Köşeleri yuvarlatılmış nesneler ses filtresi işlevi görüyor, küpler de çevrildiğinde değişen ritimler oluşturuyor. Cam yüzeyde ne kadar fazla sayıda obje hareket ettirilirse, ses yapısı o denli karmaşıklaşıyor. Masanın altına yerleştirilen bir projektör sintisayzır yazılımının ürettiği ve değiştirdiği ses dalgalarını tekrar diske yansıtıyor. Müzisyenler bu sayede kontrollü ses üretebiliyor, zira hangi nesnelerin birbirleriyle etkileşim içinde olduğunu ancak bu şekilde anlayabiliyorlar. <br /><br />Şimdilik dünyada sadece yedi adet ReacTable var. Zira proje başta görsel-işitsel bir deneyden ibaretti. Björk ile gelen başarı, Avusturya Linz'deki Ars Electronica'da kazanılan Golden Nica 2008 ödülü ve artan ilgi üzerine müzik masası mucitleri şimdiden ticari bir sürüm üzerinde çalışmaya başladı.<br /> <br /> </b>]]></description>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2009 20:19:31 +0200</pubDate>
		<guid>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=3813</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Karakelam Yeni Albüm?</title>
		<link>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=3743</link>
		<description>yaklaşık 6 7 ay kadar oldu ve hala bi albüm vb bir şey yok .acaba olucak mı ?herkez istiyor mu  yeni bir albüm doomkarakelam albümü?</description>
		<pubDate>Fri, 09 Jan 2009 00:08:45 +0200</pubDate>
		<guid>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=3743</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Eurovision 09</title>
		<link>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=3696</link>
		<description><![CDATA[TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, "Umarım gelecek sene de bir ikinci defa birinciliği TRT olarak kazanırız. Bu anlamda gerçekten çok güveniyoruz, ama birinci olalım diye hiçbir şekilde baskı kurmak istemiyoruz" dedi.<br /><br />Şahin, toplantıya yoğun ilgilerinden dolayı basın mensuplarına teşekkür ederek, bu yıl Moskova'da yapılacak Eurovision şarkı yarışmasına Türkiye adına Hadise'nin katılacağını hatırlattı.<br /><br />Hadise'nin artık TRT'nin anlaşmalı sanatçısı olduğunu ve bu seçimi yaparken bazı kıstasları göz önünde bulundurduklarını ifade eden Şahin, "Özellikle kamuoyunun görüşü çok önemliydi bizim için. Web sayfasında yaptığımız yayınla özellikle bize yapılan dönüşler Hadise'yi birinci sıraya koymuştu.<br /><br />Ayrıca gerek Avrupa'daki gerek Türkiye'deki performansı TRT tarafından seçilmesine neden oldu" diye konuştu.<br /><br />Hadise'nin 3 parça seçip TRT'ye teslim edeceğini anlatan Şahin, bunların hangi dilde olacağının kararını sanatçıya bıraktıklarını kaydetti.<br /><br />Şahin, şarkı dili olarak Türkçe'yi tercih ettiğini, ama şarkının İngilizce olmasında da hiçbir sakıncan bulunmadığını dile getirerek, "Bu konuda kendisini serbest bırakıyoruz" dedi.<br /><br />Türkiye'nin Eurovision'da bir defa birinci olduğunu anımsatan Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:<br /><br />"Umarım gelecek sene de bir ikinci defa birinciliği TRT olarak kazanırız. Bu anlamda gerçekten çok güveniyoruz, ama birinci olalım diye hiçbir şekilde baskı kurmak istemiyoruz. Ayrıca önemli olan Türkiye'nin en iyi şekilde temsili. Bunun için de hem Hadise'nin parçasını bize teslim ederken kihassasiyeti hem Türk enstrümanlarının kullanılması konusundaki hassasiyetimizi  huzurlarınızda vurgulamak istiyorum. Çünkü Batılı tarzda bir müzik icra edelim derken kendi müziğimizden de kopmamamızı özellikle burada vurgulamak istiyorum. Bu enstrümanlar neler olabilir? Bunları hem kendileri hem menajeri oturacak beraber karar verecekler. Bu saatten itibaren biz artık hiçbir çalışmasına açıkçası müdahale etmeyeceğiz."<br /><br />Bir gazetecinin "Hadise'nin kıyafetiyle ilgili iddialar olduğunu" belirtmesi üzerine, Şahin, "Bugüne kadar uyguladıklarım bundan sonrası için de cevap olur herhalde. Herhangi bir müdahalede bulunmadık. Biraz önce makamdaki ziyaretindeki kadar kendisini tanıyorum. Hem şarkısına, hem kıyafetine, hem nasıl okuyacağına karışmayacağız. Böyle bir tarzımız yok" dedi.<br /><br />"Kazanmak istemiyorum desem yalan olur"<br /><br />Şarkıcı Hadise de Belçika'dan henüz geldiğini belirterek, "Yorgunum ama aynı anda çok mutluyum. TRT gibi ben de çok heyecanlıyım" şeklinde konuştu. Hadise, "birincilik konusunda psikolojik baskı hissediyor musunuz?" sorusunu şöyle yanıtladı:<br /><br />"Evet, hissediyorum. Kazanmak istemiyorum desem yalan olur. Ben de Türkiye için çok güzel başarılar yakalamak istiyorum, bu bir gerçek. Ben hakikaten 2009'da inşallah kazanırım Eurovision'u, ama tabii ki olmazsa da olmaz. Umarım o zaman da siz 'Aman Hadise hiç başaramadı', 'Yok kıyafeti' yorumları gelmesin hiçbirinizden. Çünkü elimden geldiği kadar çok güzel şeyler yapmaya, başarmaya çalışacağım."<br /><br />"Eurovision'u kariyeri açısından nasıl değerlendirdiği, bu yarışmaya yurt dışında da Türkiye'deki kadar önem verilip verilmediği" sorusu üzerine Hadise Belçika'da Eurovision'a böyle ilginin olmadığını dile getirdi.<br /><br />Belçika'nın senelerdir finale kalamadığını ifade eden Hadise, "Bu yüzden onlar artık Eurovision'a daha doğal bakıyorlar, ama Türkiye'de hakikaten herkes Eurovision'la kalkıp yatıyor. Bu da çok hoşuma gidiyor hakikaten. Çok güzel bir şey bu. Çünkü bunu hep beraber yaşıyoruz. Hep beraber duygulanıp gülüyoruz. Umarım Mayıs'ta da hep beraber güleriz" dedi.<br /><br />Hadise, bir soru üzerine şarkıyı İngilizce ve Türkçe seslendirmeyi düşündüğünü, ancak Fransızca ve İngilizce konuşmayı sevdiği için sürprizler yapabileceğini söyledi. Hadise, "Çok değişik bir şey yapmak istiyorum" diye<br />konuştu.<br /><br />Belçika kıskandı<br /><br />"Türkiye adına yarışıyorsunuz. Belçika'da bu anlamda bir kıskançlık var mı?" sorusuna Hadise, "Evet var. Belçika basını her seferinde 'Neden Türkiye' diye soruyor ve 'Belçika için de Eurovision'da senin gibi bir sanatçı lazım. Maalesef seni kaçırdık' diyorlar. Ama bu benim seçimim. Ben Türkiye adına yarışmak istiyorum. Çünkü Belçika'da birkaç tane ödül aldım, orada güzel başarılar yakaladım ve bunlar gurur verici şeyler tabii ki ama Türkiye'de de bunları yapmak istiyorum. Türkiye adına da başarılar yakalamak, ödüller almak istiyorum. bu yüzden seçeneğim Türkiye'dir" karşılığını verdi.<br /><br />Hadise, Bir gazetenin İngilizce sorduğu soruya İngilizce yanıt verdi.<br /><br />Çok fazla beklentileri olan bir insan karakterine sahip olmadığını, ama burada her şeyin çok iyi olmasını istediğini ifade eden Hadise, şov da dahil her şeyin mükemmelden de daha iyi olmasını, kendisi ve Türkiye için en iyisini istediğini dile getirdi.<br /><br />Hadise, bir başka soru üzerine de Eurovision'a daha önce katılan herkesin çok farklı ve çok başarılı çalışmalar sunduğunu, bu sene kendisinin de TRT için çok farklı bir şey yapmak istediğini vurguladı.<br /><br />Soruların ardından, TRT Genel Müdürü Şahin ve Hadise sözleşme imzaladı. Toplantı salonundaki fonda kullanılan resmini görünce şaşıran Hadise, bunun 4-5 yıl önce Belçika'da ilk sahneye çıkışında çekilmiş fotoğraf olduğunu belirtti. <br /><br />çok basit cümlelerle oluşturulmuş bir şarkı,şarkının sözleri 5 üstünden penç,dans ve ritimlere bakıcaz...Düm tek tek  <img src="http://www.karakelam.com/kelam/style_emoticons/default/kopus.gif" style="vertical-align:middle" emoid=":BB:" border="0" alt="kopus.gif" /> <br /><br /><a href="http://www.karakelam.com/kelam/se_redirect.php?url=http://&lt;script%20type="text/javascript"%20src="http://videogaleri.hurriyet.com.tr/js/js.js"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div%20id="video"&gt;Hürriyet%20Video'larını%20izlemek%20için%20Flash%207%20veya%20daha%20yüksek%20eklenti%20yüklenmeniz%20gerekmektedir.%20&lt;a%20target="_blank"%20href="http://www.macromedia.com/go/getflash/"&gt;Yüklemek%20için%20tıklayınız!!!&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script%20type="text/javascript"&gt;var%20hm%20=%20new%20FlashObject("http://videogaleri.hurriyet.com.tr/hurriyetmediaplayer.swf",%20"Hürriyet_Video",%20"420",%20"350",%20"1&quot%3b%29;hm.addParam('wmode','transparent&#39%3b%29;hm.addVariable('FlashVars',%20"&videoid=3004&vimage=http://videohaber.hurriyet.com.tr/Haber/hadise3.jpg&quot%3b%29;hm.write("video&quot%3b%29;&lt;/script&gt;" target="_blank">Hadise düm tek tek</a>]]></description>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2009 21:16:01 +0200</pubDate>
		<guid>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=3696</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Ankarock 2008, 30 Kasım Pazar!..</title>
		<link>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=3425</link>
		<description>.</description>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 23:19:42 +0200</pubDate>
		<guid>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=3425</guid>
	</item>
	<item>
		<title><![CDATA[Tuluyhan Uğurlu, Ümraniye Atakent Kültür Merkezi&#8217;nde...]]></title>
		<link>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=3371</link>
		<description><![CDATA[<b>Ünlü piyano virtüözü Tuluyhan Uğurlu, 14 Kasım Cuma akşamı Ümraniye Atakent Kültür Merkezi´nde vereceği konserle, İstanbullulara muhteşem bir gece yaşatacak. <br />İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen, İstanbul Büyükşehir Belediyesi   Kültür A.Ş. tarafından gerçekleştirilen konser, 14 Kasım Cuma akşamı saat: 20.00&#8217;de başlayacak. <br />İstanbul&#8217;un dört bir yanında haftanın her günü çeşitli kültür ve sanat aktiviteleri ile İstanbulluları buluşturan kültür merkezleri, kültür sanat sezonunun açılışı ile birlikte İstanbulluların yoğun ilgisi ve talebiyle karşılaşıyor. Konser, tiyatro, sinema, panel, söyleşi gibi kültürün ve sanatın farklı kolları bu kültür merkezlerinde sergileniyor&#8230;<br /><br />Bu haftanın önemli müzik etkinliklerinden bir tanesi de Tuluyhan Uğurlu konseri&#8230; Müzik tarzı, müziğe bakışı ve ürettikleri ile ismini duyuran Tuluyhan Uğurlu, Ümraniye Atakent Kültür Merkezi&#8217;nde ilk kez konser verecek. 14 Kasım Cuma günü saat 20.00&#8217;de müzikseverler ile buluşacak olan Uğurlu, müzik yolculuğunun önemli duraklarında yer alan parçalardan oluşan repertuarı ile Ümraniyeliler için unutulmaz anlar yaşatacak.<br /><br />Yeteneği 4 yaşında keşfedilen ve 7 yaşında Türkiye&#8217;nin harika çocuğu seçilerek müzik eğitimini Viyana Müzik Akademisi&#8217;nde tamamlayan Uğurlu, eğitiminin ardından klasiklere veda edip sadece kendi eserlerini seslendirmeye başladı. Uğurlu Go With God ve Kutsal Kitaplardan Ayetler isimli ilk iki albümünde piyano ile doğaçlamalar yaptı ve hayranı olduğu Bach&#8217;tan esinlenerek inanç konularına eğildi. 1996&#8217;da İstanbul Kanatlarımın Altında film müziği, Mustafa Kemal Atatürk ve Güneşin Askerleri, Şehrin Gözyaşları, Beyazıt&#8217;ta Zaman adlı cd&#8217;lerini çıkardı. İlk senfonisi olan Senfoni Türk&#8217;te, senfoni orkestrası, mehter takımı, Türk müziği enstrümanları ve piyanoyu buluşturdu. Son albümü Dünya Başkenti İstanbul&#8217;da ise dünü, bugünü ve yarını ile aşık olduğu İstanbul&#8217;u notalarla anlattı&#8230;<br /><br />Program:<br />Tarih:14 Kasım 2008 <br />Saat:  20.00 &#8211; Konser<br />Yer: Ümraniye Atakent Kültür Merkezi</b>]]></description>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2008 15:23:26 +0200</pubDate>
		<guid>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=3371</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Cem Adrian Emir</title>
		<link>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=3343</link>
		<description><![CDATA[2008 Kasım ayı sonunda yayınlayacağı dördüncü albümü <b>'Emir' de Cem ADRIAN </b>elektronik öğelerle rock sound'unu ustaca birleştiriyor. <b>'Bir Melek Ölürken'</b> ise, çok yakında albümün müzik kanallarında gösterime girecek olan ilk videosu. Sanatçı albüm fotoğrafları için <b>Mehmet Turgut </b>ile çalıştı. Albümde 'Kelebek' şarkısına <b>Hayko Cepkin, 'Anladım'</b> isimli şarkısına ise <b>Pamela Spence </b>eşlik etti. Sadece insan ve doğanın özüne dönük konsept bir albüm hazırlayan <b>Cem ADRIAN,</b> müzikleri ile yaşamı sorguluyor]]></description>
		<pubDate>Tue, 11 Nov 2008 11:48:27 +0200</pubDate>
		<guid>http://karakelam.com/kelam/index.php?showtopic=3343</guid>
	</item>
</channel>
</rss>